Bağlantılar
Türkiye'nin Eğlence Platformu
Anasayfa
Sistem
Forumlar
Sıkça Sorulan Sorular
Rehber
Market
Illaoi

Ruhani Rehber, Illaoi

"Bazı şeyleri döve döve öğretmek gerekir."

Illaoi’nin cüssesini gölgede bırakabilecek bir şey varsa, o da sarsılmaz inancıdır. Büyük Kraken'in elçisi olarak kullandığı devasa, altın idolle rakiplerinin ruhlarını bedenlerinden koparıp alır ve gerçeklik algılarını yerle bir eder. ''Nagakabouros'un Sözcüsü''ne meydan okuyanlar, çok geçmeden Illaoi'nin hiçbir zaman yalnız dövüşmediğini görür; zira Yılan Adalar'ın ilahı her daim onunla omuz omuza çarpışır.

Illaoi'yle kim karşılaşırsa karşılaşsın, heybeti karşısında şaşkına döner. Bu etkileyici kadın rehber, hayat denen deneyime yürekten bağlıdır. Gözüne kestirdiğini alır, sevmediği şeyi yok eder ve sevdiği şeylerin sonuna kadar tadını çıkarır.

Yine de kendisini adadığı inancı anlamadan Illaoi'yi anlamaya çalışırsanız boşa kürek çekmiş sayılırsınız. İnancının temelindeki Nagakabouros, genellikle çevresinde dur durak bilmeden hareket eden dokunaçların döndüğü, başı sonu belli olmayan, devasa bir yılan başı şeklinde tasvir edilmektedir. Yılan Ana, Büyük Kraken ve hatta yer yer Sakallı Hanım adlarıyla da anılan Nagakabouros; Yılan Adalar'ın yaşam, okyanus fırtınaları ve hareket ilahıdır. (Birebir tercüme edildiğinde Nagakabouros, "deniz ve gökyüzüne hareket veren sonsuz canavar" anlamına gelir. Illaoi'nin inancının temelinde şu üç öğreti yatar: Her ruh evrene hizmet etmek için doğmuştur. Arzu, evren tarafından her canlının içine yerleştirmiştir. Canlılar arzularının peşinden koşarken, evren sadece kaderinin doğrultusunda ilerler.

İnancın nispeten düşük rütbeli rehberlerinin vazifeleri; mabetlerin bakımı, kutsi yılanların çağrılması ve insanlara Nagakabouros'un öğretilerini öğretmekten ibarettir. İnancında, Gerçeğin Sözcüsü mertebesinde bulunan Illaoi ise evrenin akışının önündeki engelleri kaldırarak ilahına doğrudan hizmet etmekle yükümlüdür. Bu nedenle iki kutsal sorumluluğa sahiptir.

Gerçeğin Sözcüsü'nün ilk vazifesi, yaşayan ölülere karşı savaşta başı çekmektir. Evrenin olağan akışının dışında kalan yaşayan ölülere, Nagakabourous'a meydan okuyan hilkat garibeleri gözüyle bakılmaktadır. Yerli nüfusu Harrowing'den korumak, Kraken'in bütün rehberlerinin sorumluluğu olsa da; Gerçeğin Sözcüsü, doğrudan en güçlü ruhları kullanarak Kara Sis'i uzaklaştırır.

Illaoi'nin ikinci vazifesi büyük umut vaat eden kişileri bulmak ve onları Nagakabouros'un sınavına tabi tutmaktır. Bu vazifenin ağırlığı, Gerçeğin Sözcüsü unvanına da yansır. Gerçeğin Sözcüsü, sınava tabi tuttuğu kişinin ruhunu İlahın Gözü adlı devasa idolüyle bedeninden koparıp alır, sonra da bu ruhu kendi huzuruna çıkararak değerini kanıtlamaya zorlar. Bu sınavı, başarısız olanların yok olup gideceğini bile bile yapar; zira Büyük Kraken'in korkaklığa, kuşkuya veya kendini dizginleyenlere tahammülü yoktur. Ancak sınavın asıl amacı yıkım değildir. Bu zorlu sınavı sağ atlatanlar ilelebet değişir ve genellikle gerçek kaderlerinin peşinden koşmaya koyulurlar.

Illaoi yüz nesilden bu yana görülmüş en güçlü ve en hürmet gören Gerçeğin Sözcüsü olsa da; onu asıl dillere destan eden, inancının geleneklerini çiğneyişi olmuştur. Gerçeğin Sözcüsü olmak için gereken eğitimi tamamladıktan sonra gücünün doruğunda olduğu dönemde Illaoi, Buhru'nun altın mabetlerine sırt çevirip kendisini yakınlardaki Bilgewater'ın karmaşasına bırakmıştır.

Illaoi'nin halkı, bu korsan şehrine kokuşmuş bir lağım çukuru gözüyle baksa da; Yılan Adalar'da yabancılara kapılarını açan yegane yer burasıdır. Kendisinden önceki Gerçeğin Sözcüleri şehri yok saymış, buraya gelen yabancılarla iletişim kurmaktan imtina etmişlerdi. Illaoi, Bilgewater sakinlerini Harrowing'den korumayı seçtiğinde bu geleneği çiğnemiş olacak; yetmezmiş gibi şehrin bazı sakinlerinin büyük sınava layık ruhlara sahip olduklarına kanaat getirmesi, nice tartışma doğuracaktı. Bütün bunlara rağmen, şehirde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda mabet açıldı ve çok az paylangi (ada yerlilerinin, anakara göçmenlerinin soyundan gelenlere taktığı ad) bu mabetlere kabul edildi. Yine de Yılan Ana, Bilgewater'da yaygın olarak tanınmasını Illaoi'ye ve onun yılmaz ruhuna borçlu.

Bu arada, bu cüsseli rehberin Bilgewater'ın en kana susamış ve en namlı korsanının kalbini kırdığına dair söylentiler de alıp başını gitmiş durumda. Gerçi Ruhani Rehber'i görüp de bu duruma şaşıracak kimse yok. Zira, Illaoi'nin kaba tavırlarının altında keskin bir zeka, güç ve herkesi kendine çeken bir özgüven saklı.

Bilgewater sakinlerinin çoğu, Illaoi'nin lütfunu kazanmaya çalışıp onu sıcak karşılıyor... ancak Ruhani Rehber'in sınavı hepsinin gözünü korkutuyor.

"Dinlenmek yok. Devinim biziz."

Nagakabouros'un Yirmi Öğüdü'nden

Külfet

"İşte bu yüzden Buhru'ya çekilmemiz lazım, Gerçeğin Sözcüsü. Paylangiyikurtaramayız," dedi Tefsirci. İri cüsseli kadın sırıttı; Bilgewater'dan ayrılma ihtimalinden memnun olduğu her hâlinden belliydi.

"Bu konuyu daha önce de açmıştın," dedi Illaoi, odanın orta yerindeki taş masanın etrafında dolanırken. Esnemesini savuşturmak için omuzlarını çevirip kaslarını gevşetti.

Tefsirci'nin karşısında, ihtiyar bir yılan üstadı duruyordu. Üzerinde halatlardan yapılma bir cüppe vardı. Çivit rengi halatlar özenle örülmüştü; farklı kalınlıkları ve solmaya yüz tutmuş kraken mürekkepleri yüzünden adamın bedenini sımsıkı saran dokunaçları andırıyorlardı. Yüzü bir deniz canavarının sayısız dişlerini tasvir eden, kapkara bir dövmeyle kaplıydı.Keşişler ve yılan üstatları korkunç görünmek için çırpınıp duruyordu. Bu, çoğu erkeğin en can sıkıcı huyuydu.

"Canavarların en büyükleri Bilgewater'a yaklaşmıyor," dedi yılan üstadı hırıltılı sesiyle. "Katliam Limanı'nın leş kokusundan uzakta, derin sularda kalıyorlar. Açlıktan kıvranan gençlerden bazıları çağrılarımıza cevap veriyor, hepsi bu. O da en iyi ihtimalle."

Sadece Nagakabouros'un en heybetli çocukları sisleri tüketip, şehri Harrowing'den koruyacak güce sahipti. Yılan Adalar'ın gerisinde böyle bir sıkıntı yoktu.

Bilgewater ahalisinin cahilliğini gösteren bir işaret daha. Anakaralılar ve onların soyundan gelenler, temiz suya akıp limanlarını temizleyecek vakit vermiyordu. Onun yerine, paylangi, yani yabancılarkörfezin bütün kıyılarına kalıcı limanlar kurmuştu. Ahmaklığın daniskası. İnancının önde gelenleri, bu yüzden paylangi'ninaslında Kara Sis'in kurbanı olmayıistediğini iddia ediyordu.

"İşe bak," dedi Illaoi. Kalacaksa, şehri yılanlar olmadan savunmanın bir yolunu bulmak zorundaydı. Etrafındaki adak çanaklarındaki yiyecekleri karıştırmaya koyuldu ve sonunda bir mango seçip aldı. Bir plana ihtiyacı vardı ama bu iki ahmaktan hayır gelmeyeceği besbelliydi.

Yüksek perdeden bir çatırtı sesi, daldığı düşünceleri yarıda kesti. Alt kattan gümbürtüyle açılan kapının sesi geldi.

Gangplank'in uluyan sesi duvarlarda yankılanıyordu ama sözleri anlaşılır değildi.

"Buyurduğun gibi onu sudan çıkardık," dedi Tefsirci, bir yandan gülümseyip bir yandan da rütbesinin nişanı olan yeşim boyunluğunu düzeltirken. "Acaba bıraksaydık da enerjisi Nagakabouros'a dönseydi, daha mı iyi olurdu?"

"Ruhları yargılamak sana düşmez."

"Elbette, Gerçeğin Sözcüsü. Yargılamak Nagakabouros'a mahsus," dedi, Illaoi'nin önyargılı davrandığını ima ederek.

Illaoi, yanında çocuk gibi kalan keşişlerin arasından geçti. Gerçeğin Sözcüsü, ada halkının standartlarına göre bile uzun boyluydu. Kendini bildi bileli başkalarından kalıplıydı. En iri Kuzeyliden bile uzun boyluydu. Küçüklüğünde bile bu durumun farkındaydı ve istemeden birilerine çarpıp duruyordu; ama zamanla öğrenmişti: Üstlerine yürüdüğüm zaman, yolumdan çekilmeyi akıl etmek zorundalar.

İlahın Gözü'nü kaidesinden kaldırıp aldı. Altın idolün boyu bir fıçıdan biraz büyük, ağırlığıysa katbekat fazlaydı. Buz gibi metale dokununca parmakları ürperdi. İdol, gürül gürül yanıp odayı aydınlatan ateşin yanıbaşına yerleştirilmişti ama İlahın Gözü her dokunana soğukluk ve ıslaklık hissi veriyordu. Illaoi, muazzam ağırlığına aldırmadan idolü ustalıkla omzuna aldı. On iki senedir Gerçeğin Sözcüsü'nün idolden iki adımdan fazla uzaklaştığı görülmemişti.

"Vazifelerimi unutmadım, Tefsirci," dedi Illao, alt kata doğru seğirtirken. "Buhru'ya çekilmeyeceğiz. Harrowing'i burada durduracağım."

Buhru'dan geldiğinden beri, yüksek rahibenin dilinden şikayet eksik olmamıştı ama sözlerinin doğruluk payı yok değildi.

Gangplank'in gemisi havaya uçtuğunda, Illaoi'nin yüreği ağzına gelmişti. Son bir araya gelişlerinin, yani Illaoi'nin ilişkilerine son vermesinin üzerinden yıllar geçmişti... ama közlense de bazı duyguların alevi sönmüyordu işte. O moruk ve aptal köpoğlunu sevmişti bir kere.

İç içe geçmiş taşlardan örülmüş, upuzun duvarların kuşattığı mabedin avlusu bir deniz canavarının dişlerle kaplı ağzını andırıyordu. Girişi çok aşağılardaki körfezin mavi sularına tepeden bakıyordu. Illaoi merdivenleri sarsarak inip ön kapıya yöneldi. Gangplank'in ağzının ortasına sıkı bir yumruk geçirmek zorunda kalacağını tahmin ediyordu; adam küstahlık ve içkiye fazlasıyla düşkündü. Yine de onu görmek hoş olacaktı.

Illaoi, mabedinin girişinde böyle kıvranan bir yaratıkla karşılaşmayı hiç beklemiyordu. Gangplank'in yaralandığını biliyordu ama bu kadarı aklının ucuna bile gelmemişti. Feci topallıyordu ve kırılan kaburgaları yüzünden iki büklüm olmuş, bir yandan da harap hâldeki kolunu zapt etmeye çalışıyordu.

Mabedin görevlilerini kendinden uzaklaştırmak için sağlam elindeki piştovu deli gibi sallıyordu; oysa daha birkaç saat önce derinlere gömülen bedenini sudan çıkaranların da aynı kişiler olduğunun farkında bile değildi. Daha da beteri, piştovunun boş ve işe yaramaz hâlde olduğu besbelliydi.

"Illaoi nerede?" diye böğürdü.

"Buradayım," diye cevap verdi Illaoi. "Berbat görünüyorsun."

Gangplank dizlerinin üzerine çöktü.

"Miss Fortune'un başının altından çıktı. Başka türlüsü olamaz. O ara sokak aşüfteleriyle işbirliği yaptı. Gemimi onlar batırdı."

"Savaş gemin zerre kadar umurumda değil," dedi Illaoi.

"Bana önüme bakmamı ve denize dönmemi söyleyip duruyordun. Bir gemiye ihtiyacım vardı."

"Deniz için bir kano yeter."

"Burası benim şehrim!" diye haykırdı Gangplank.

Gangplank'in parlayışı, çevresini saran mabet görevlilerinin arasında buz gibi bir rüzgâr estirdi. Gangplank'in şehrinden binlerce yıl daha yaşlı olan binanın içinde böylesi bir iddiada bulunma gafleti bile başlı başına tehlikeliydi. Üstüne üstlük bir paylanginin üç defa kutsanmış Gerçeğin Sözcüsü'ne, kendi mabedinde bağırması ise yenilir yutulur şey değildi.Başkası olsa çoktan dizleri kırılmış hâlde denizin dibini boylamıştı.

"Burası benim şehrim!" diye kükredi bir kez daha. Hiddetiyle ağzından tükürükler saçıyordu.

"Peki sen bu konuda ne yapacaksın?" dedi Illaoi.

"O.. Okao'yla diğer kabile şeflerinin desteğini arkama almam lazım. Sen söylersen... sözlerine kulak verirler. Sen söylersen bana yardım ederler." Illaoi'nin önünde başını eğdi.

"Sen bu konuda ne yapacaksın?" dedi Illaoi bu defa sesini yükselterek.

"Ne yapabilirim ki?" dedi Gangplank perişan hâlde. "Baş belası kadın sadece gemimi ve adamlarımı değil, kolumu da aldı. Geriye neyim kaldıysa... buraya gelmek için kullandım."

Diğer ruhani rehberlere "Yalnız bırakın bizi," dedi Illaoi kapıya doğru yürürken. Gangplank'e tepeden şöyle bir baktı. Onu son görüşünün üstünden yıllar geçmişti. İçki ve tasa adamın bütün albenisini silip süpürmüştü.

"Bu şehirden başka hiçbir şeyim kalmadı ve yardım etmezsen o da..." Gözleri kesişince sesi boğazında düğümlendi. Illaoi'nin Kraken kadar sert ve acımasız bakışları bir an olsun yumuşamadı. Gangplank'e verecek hiçbir şeyi yoktu. Nagakabouros'un rehberi ne merhamet gösterebilirdi ne de anlayış. Bu, yüreğini dağlasa bile. İhtiyar kaptan umutsuzluk içinde gözlerini kaçırdı.

"Gücüm var," dedi Illaoi. "Kabilelerle Okao'nun çetesinin sana katılması tek sözüme bakar. Ama bunu yapmalı mıyım?"

"Yardım et, geberesice! Bana borçlusun!" diye parladı Gangplank çocuk gibi.

"Sana borçlu muyum?" Illaoi öfkeden kıpkırmızı kesilmişti.

"Ayinleri hiç aksatmadım. Adak sunmakta hiç geri kalmadım," diye hırladı Gangplank.

"Ama belli ki asıl dersi almamışsın. Ayinmiş. Adakmış. Bu söylediklerin zayıf insanlarla zayıf ilahları için. Benim ilahım hareket talep eder," dedi Illaoi.

"Ben bu şehir için acı çektim! Kanımı akıttım. Burası benim hakkım!"

Illaoi yapması gerekeni biliyordu. Gangplank daha ağzını açmadan önce bile biliyordu zaten. Sefil kaptanın gemisi batmadan yıllar önce farkına varmıştı.

Gangplank yoldan çıkmıştı. Babasının döve döve ruhuna işlediği nefret ve kendine acıma duygusu uzun zamandır içini kemiriyordu. Illaoi vazifesini göz ardı etmişti. Bir zamanlar, bu adamı sevdiği ve onu terk ederek bu yola girmesinden sorumlu olduğu için göz ardı etmişti. Gangplank vaktiyle bir katil, bir kanunsuz, gerçek bir korsan olmaktan gayet memnundu ve babasının Yağmacı Kral unvanı onu hiç cezbetmiyordu.

Ancak Illaoi'yle yolları ayrıldıktan sonra, Bilgewater'ın efendisi olmak için girdiği bu kanlı yola baş koymuştu.

Illaoi gözlerinde bir ıslaklık hissetti. Gangplank'in devri geçmişti. Adam önüne bakmaktan aciz kalmıştı. İlerleyememişti. Değişememişti. Peki ya şimdi? Şimdi Nagakabouros'un Sınavı'nı sağ atlatması imkansızdı. Ama sınanması gerekiyordu. Buraya sınanmak için gelmişti.

Illaoi karşısındaki yaşlı kaptana baktı. Onu buralardan gönderebilir miyim? Yolunu açacak bir tutam da olsa güç veya hırsının kaldığına güvenebilir miyim? Onu gönderirsem en azından yaşayabilir...

Oysa Nagakabouros'un yolu bu değildi. Gerçeğin Sözcüsü'nün rolü bu değildi. Burası kuşkuya düşüp tereddüt edilecek yer değildi. İlahına güveniyorsa içgüdülerine de güvenmeye mecburdu. Madem Gangplank'in sınava tabi tutulması gerektiğini hissediyordu, demek ki ilahının isteği buydu. Hem hangi ahmak ilah yerine sıradan bir adamı seçerdi ki?

İlahın Gözü'nü sapından kavrayan Illaoi, ağır altın ikonu omzundan indirdi. Yerini tanıdık bir hafiflik alsa da, bir şekilde ağırlığını hâlâ hissediyordu.

"Lütfen," diye yalvardı Gangplank. "Hiç değilse bana biraz şefkat göster."

"Sana gerçeği göstereceğim," dedi Illaoi çelik gibi bir iradeyle.

Ayağının tabanıyla Gangplank'e tekmeyi geçirdi ve adamın burnu bir çatırtıyla topuğunun altında ezildi. Gangplank bir ayyaş misali geri savruldu, burnundan oluk oluk kan akıyordu. Toparlanıp bakışlarını kaldırdığında, Gangplank'in gözlerinde alev alev yanan bir hiddet vardı.

"İŞTE!" diye gürlerdi Illaoi.

Zihniyle uzanıp, Yılan Ana'nın gücünü çağırırken bir yandan da dev idolü öne savurdu. İkonun ağzından ışıldayan bir sis akmaya ve Yılan Ana'nın suretinin çevresinde mavi-yeşil enerji burgaçları oluşmaya başladı. Çok geçmeden burgaçlar şekil bulup hayaletimsi dokunaçlara dönüştü. Altınla taçlanan bu sarmaşıklar suyun üstünden doğan güneş kadar güzel, en karanlık deniz canavarı kadar dehşet verici bir manzaraydı. İkondan daha fazla dokunaç çıktı ve sanki başka bir âlemin matematik kurallarına uyarak salonun içinde çoğalmaya koyuldu. Dokunaçlar büyüdükçe büyüyor ve her nasılsa hem dünyadaki bütün umutları hem de bütün dehşetleri içlerinde barındırıyor gibi görünüyorlardı.

"Hayır!" Salon Gangplank'in feryadıyla çınladı. Ancak dokunaçların ortaya çıkardığı fırtına, haykırışlarına hiç aldırmadan Gangplank'in dört bir yanını kuşattı.

"Nagakabouros'la yüzleş!" diye bağırdı Illaoi. "Kendini kanıtla!" Dokunaçlar Gangplank'i kavrayarak göğsüne doğru daldı. Geçmiş hayatlarından çeşitli imgeler etrafında sallanırken, Gangplank zangır zangır titriyordu.

Ruhu bedeninden sökülürken acıyla haykırdı. Illaoi'nin önünde adamın bir kopyası peydahlandı; ancak aslının aksine kopya kıvranmıyordu. Gangplank'in ruhu neredeyse gözleri kör edecek mavi bir alevle yanıyor, suretiyse geçmiş hayatlarının arasında çatırdayıp titreşiyordu.

Dokunaçlar yaralı kaptana hücum etti. Gangplank yuvarlanıp tökezleyerek kaçınabildiğinden kaçınmaya çalıştı. Ama hedefini ıskalayan her dokunacın yerine daha fazlası ortaya çıkıyordu. Etrafında gerçeklik çarpılıp, girdap gibi dönmeye başladı. Dokunaç sürüsü üstüne atıldı; onu çökmeye zorlayıp ruhundan uzağa çekiyor, Gangplank'i unutulmuş ruhların arasına sürüklüyordu.

Illaoi başka bir yöne bakmak istiyordu. Bakışlarını çevirmeyi her şeyden çok istiyordu. Gidişine tanıklık etmek benim vazifem. Harika bir adamdı ama hüsrana uğradı. Evrenin talebi buysa...

Gangplank doğrulmaya başladı. Yavaş yavaş, bütün acımasızlığıyla, hiçbir şeye boyun eğmeyeceğini kanıtlamaya çalışırcasına mahvolmuş bedenini kalkmaya zorluyordu. Çevresini sarmaşık gibi saran dokunaçları parçalayıp kendini kurtardı ve acı içinde adım adım ilerlemeye başladı. Istırabı yüzünden attığı her adıma haykırışları eşlik ediyordu. Kan ter içinde nihayet Illaoi'nin önüne ulaşıp dikildi. Gözleri nefret ve acıyla yuvalarından uğramıştı ama yoğun bir kararlılık ateşiyle ışıl ışıldılar. Gücünün kalan son kırıntısıyla ışıldayan ruhuna doğru ilerledi.

"Ben kral olacağım."

Rüzgâr bir anda kesildi. Dokunaçlar ışık patlamalarıyla ortadan kayboldu. Nagakabouros tatmin olmuştu.

"Hareket hâlindesin," diyerek gülümsedi Illaoi.

Gangplank eski aşkının birkaç santim ötesinde dikiliyor, gözlerini kırpmadan Illaoi'ye bakıyordu. Sırtı dikleşti ve göğsü tadına doyulmaz bir kararlılık nefesiyle kabardı; bir kez daha eskinin o mağrur kaptanına dönüşmüştü.

Gangplank arkasını dönüp Illaoi'den uzaklaşmaya başladı. Aslında ne yaraları geçmişti ne de daha az topallıyordu; ama artık adımlarında o tanıdık cüretkârlığı vardı.

"Bir daha yardım istediğimde sadece hayır de," diye homurdandı Gangplank.

"O kolunun icabına bak," dedi Illaoi.

Gangplank mabedin kapısından çıkıp aşağıdaki denize uzanan uzun basamaklardan inmeye başlarken "Seni görmek güzeldi," dedi.

"Geri zekâlı moruk," diyerek sırıttı Illaoi.

Keşişlerle tefsirci giriş salonuna dönerken, Illaoi yapması gereken bin tane şey olduğunu hatırladı. Taşımaya mecbur olduğu bin külfet. Gerçeğin Sözcüsü'nün Sarah Fortune'la görüşmesi gerekiyordu. Illaoi, Nagakabouros'un yakında Ödül Avcısı'nı da sınava tabi tutmak zorunda kalacağını hissediyordu .

"Okao'yla kabile şeflerine söyle Gangplank'e destek çıksınlar," dedi tefsirciye. "Şehri geri almasına yardım etsinler."

"Şehir kargaşa içinde, niceleri Gangplank'in kellesini istiyor. Bu geceyi bile sağ çıkaramaz," diye söylendi tefsirci, basamakları topallayarak inen yaralı kaptanın ardından bakarken.

"Bu iş için en uygun kişi hâlâ o," dedi Illaoi, İlahın Gözü'nü omzuna alarak.

Doğruyu yapıp yapmadığımızdan asla emin olamayız. Olayların nasıl gelişeceğinden veya ne zaman öleceğimizden de. Lâkin arzu ve içgüdülerimizi bize evren bahşeder. Bu yüzden onlara güvenmek zorundayız.

Avludan mabedin iç bölümüne uzanan basamakları tırmanmaya koyulurken Gerçeğin Sözcüsü'nün idolü omzundaydı. Omuzlarında büyük bir külfet, çok ağır bir yük vardı ama Illaoi dert etmiyordu.

Hiç ama hiç dert etmiyordu.



Skiller
Yorumlar

kralbr00
Acemi Üye
Puanı:8
Tarih: 2016-01-09 | Saat: 18:05:54
Yorumu Beğenen: 0 Beğenmeyen: 0
lütfen göderin
Yorum Yap
Şimdi ilgi çekici yeni konu aç +5 puan kazan Oyun içi süpriz hediyeleri kap!!
Mesaj
Kodu anlamadıysanız sayfayı yenileyiniz.
 
Betaya Kayıt Ol
Kullanıcı adı:
Ad Soyad:
Şifre:
Email:
Cinsiyet: Erkek Bayan
Şimdi şampiyonları yorumlayın
+2 Puan alın puanınız
yükselsin. hediyeler kazanın!

Forumlara konu açarak, konulara yorum yaparak
puan kazanabilirsiniz!
Şampiyon İsmi
Twitch Twitch
Pantheon Pantheon
Gnar Gnar
Brand Brand
Viktor Viktor
Lucian Lucian
Şampiyon Yorumları
1963bursa1s Yasuo adlı şampiyona yorum yapmış
1963bursa1s Yasuo adlı şampiyona yorum yapmış
1963bursa1s Yasuo adlı şampiyona yorum yapmış
1963bursa1s Yasuo adlı şampiyona yorum yapmış
kralbr00 Katarina adlı şampiyona yorum yapmış
©2015 joyistik.com | Bize Ulaşın